28 Ağustos 2014
Turumuzun üçüncü gününden merhaba,
Dünkü yağmurdan eser yok, karavandan çıkıp yola çıkmak üzere hazırlanıyoruz. Dün akşam burada kahvaltı yapıp yapamayacağımızı sormuş ve olumsuz yanıt almıştık. O nedenle yola çıkıp ilk bulduğumuz yerde karnımızı doyuracağız. Çadır toplama gibi bir derdimiz yok ama yinede çantalarımızı toplamak epey vakit alıyor. Saat 9.30 gibi anca yola çıkabiliyoruz.
Birkaç km kadar ilerledikten sonra yine bir kamping çıkıyor karşımıza. Kahvaltı olayını buraya soruyoruz. Olumlu yanıtla birlikte hemen bisikletlerimizi park edip yiyeceklerimizi seçmeye başlıyoruz. Kruvasan’ın yanına bir bardak kahve çok iyi gidiyor.
Saat 10.20 gibi kahvaltımızı bitirip yola dönüyoruz. Bugün fuarın olduğu Friedrichshafen şehrine kadar pedal çevireceğiz ama öncesinde merak ettiğimiz bir yere daha uğrayacağız. Bisiklet yolundan Bregenz şehrine ulaşıyoruz. Buradan Lindau’a doğru devam edeceğiz. Önümüze bir yol çıkıyor ve direkt oraya dalıyoruz. Döne döne yükselip bir üst geçide geliyoruz. Burası metro durağına giden bisikletler için özel bir yolmuş meğer. Kıvrılarak giden yolun tam ortasındaysa yayalar için merdiven var. Vay arkadaş, bir şaşkınlık daha yaşıyoruz burada.
İlk hedefimiz olan Lindau’a 10 km kadar yolumuz var. Oraya kadar yine bisiklet yolu var zaten.
Göl kenarında muhteşem bir havada pedal çeviriyoruz. Göl üzerine yapılmış yapıyı çekip arkamı dönünce Alpler dikkatimi çekiyor.
Bir gün oralarda da pedallamayı hayal edip yolumuza devam ediyoruz.
Bu arada yol yine çok kalabalık. Bir sürü bisikletçiyle birlikte pedal çeviriyoruz. İnsan böyle manzaraları görünce daha da bir mutlu oluyor.
Saat 10.50 gibi artık Avusturya’yı geride bırakıp bir diğer ülkeye, yani Almanya’ya giriyoruz. Bavyera Eyaletindeyiz (Bayern). Bu kadar kolay ülke değiştirmek çok güzelmiş. 🙂
Bir tane fotoğrafım olsun ama di mi? 🙂
Ve Lindau’a ulaşıyoruz. Burayı çok merak ediyorduk. Bodensee kıyısında güzel bir şehir. Şehrin iç kısmına girmek için köprüden geçmek gerekiyor. Biz de burada durup bir süre çevreyi izliyoruz.
Lindau Hatırası… 🙂
Lindau’nun merkezindeyiz. Aylak aylak çevreyi izliyoruz. Nerede çok insan varsa o yana doğru gidiyoruz. Şehrin tam ortasında olduğumuzu düşündüğümüz bir yerdeyiz. 🙂
Arkadaşlarımın fotoğrafını çekiyorum…
Bu durumu fark eden bir turist gelip sizi çekebilirim deyince mutlu oluyoruz. 🙂
Burada baya vakit geçirdik. Daha fazla vakit kaybetmeden yolumuza geri dönüyoruz. Sırada Langenargen şehri var. Bisiklet yolunda ilerlerken bir kaç yerde tezgah görüyorum. Elmalar ve armutları poşet poşet koymuşlar ve başında kimseler yok. Hemen yanında bir tane kumbara var. Bir poşet elma yada armut 2 € fiyatıyla satılıyor. Alıp kumbaraya parasını atıyorsunuz. İnanılacak gibi değil ama gerçekten de böyle. Ben alırken bile çekiniyorum, parayı attığımı görmezler diye. 🙂
Elmalarımızı yiyerek pedallamaya devam ediyoruz. Manzarası muhteşem bir yerden geçiyoruz.
Köprüyü geçer geçmez Langenargen’den sonra gideceğimiz Tettnang tabelasını görüyoruz. Langenargen şehrini pas geçip Tettnang’a yöneliyoruz. Hem yol çok daha güzel görünüyor, hem de yolumuzu biraz kısaltmış olacağız.
Burada kısa bir kritik yaparken Nil bu anı dinlenerek geçiriyor. 🙂
Yola giriyoruz girmesine ama hemen bir uyarı levhası çıkıyor karşımıza. Bisiklet yolu olmasına karşın başımıza geleceklerden kimse sorumlu değilmiş. 🙂 Yol var ya o yeter kardeşim. Biz nerelerde sürdük ve hiç kimse zaten sorumlu değildi, hatta umurlarında değildik. Siz rahat olun kardeşim. 🙂
Tettnang’a 3 – 4 km kalana kadar yeşillikler arasında toprak ama gayet düzgün bir yolda pedallayıp ardından ana yola bağlanıyoruz. Kısa bir tırmanış bizi bekliyor. Asılıyoruz var gücümüzle pedallara. Saat 14.00 gibi ulaşıyoruz şehre. Karnımız acıktı iyice ve nerede doyuralım derken bir lokanta önünde duruyoruz. Adından da anlaşılacağı gibi Antachia, yani Antakya lokantası. 🙂 Şansa bak yaa… İşletmeci abimizle selamlaşıp oturuyoruz masaya. Eee ne yiyelim derken tercihimizi iskenderden yana kullanıyoruz.
Döner benim alıştığımdan çok farklı, ama lezzetli diyebilirim. Ayrıca ekmek için ayrı ücret talep ediliyor. 🙂
Karnımızı doyurduktan sonra bu şehre asıl geliş amacımız olan Vaude fabrikasına doğru yollanıyoruz. Adresi gps’e yazıp tarif ettiği yönde pedal çeviriyoruz.
Pedal çeviriyoruz çevirmesine ama arkadaş buralar neresi, buralarda fabrikanın ne işi var sorusu sürekli aklımızda. Sessiz sakin elma bahçeleri arasında ilerliyoruz.
Herhalde kaybolduk derken nihayet fabrikaya ulaşıyoruz. Vay arkadaş, nasıl bir yere koymuşlar anlayamadık. Hemen bisikletlerimizi park edip fabrika satış mağazasını gezmeye başlıyoruz.
Ayakkabılar, çantalar, kıyafetler vs vs derken epey vakit geçiriyoruz içeride. Birçok üründe gözümüz ve aklımız kalıyor. Bütçemiz dahilinde birkaç birşey alıp dışarıya çıkıyoruz.
Fabrika satış mağazasının hemen yanında bulunan Cafe Vaude‘ye oturup biralarımızı yudumluyoruz.
Cafede bir süre vakit geçirip anın tadını çıkartıyoruz. Ardından tekrar Tettnang’a dönüşe geçiyoruz. Bir evin bahçesindeki mavi bisiklet dikkatimizi çekiyor tabii.
Yol kenarında çarmıha gerilmiş İSA heykeli.
Tettnang’tan sonra Friedrichshafen şehrine doğru hızla ilerliyoruz. Yine bisiklet yolunda giderek kısa bir süre sonra şehre giriyoruz. Fuar alanına gitmek için yol gösteren tabelaları takip ederek pedallıyoruz. Yanımızdan garip bir bisiklet geçiyor. Ağzımız açık arkasından bakakalıyoruz. 🙂
Fuar, havaalanının hemen yanında. Burada bir de Zeplin müzesi var. Orayı gezme şansımız olur mu bilemiyoruz tabii. Fuar alanına gidip önce ortalığı keşfedip, ardından kamp alanını bulmaya çalışıyoruz.
Kamp alanını buluyoruz ama birkaç gündür yağan yağmurlardan dolayı her yer çamur olmuş. Kendimize kuru yer arayışından sonra nihayet alt kısımda uygun bir yer bulup yan yana çadırlarımızı kuruyoruz. Bir görevli filan göremediğimizden, Nil başkalarına ücret konusunu soruyor. ”Merak etmeyin o sabah gelir bulur sizi” diyorlar.
Üzerimizi değiştirip biraz soluklandıktan sonra bisikletlerimize atlayıp Friedrichshafen şehir merkezine gidiyoruz. Biraz çevreyi dolaşıp yemek yiyecek yerler ararken Fatih’in lastiği bir anda yüksek bir sesle patlıyor. Ne olduğunu anlayamıyoruz bile. Yanımızda hiç bir tamir malzemesi yok, müdahale de edemiyoruz. Saat geç olduğu için açık bisikletçi de yok. Birkaç bisikletliden yama takımı istiyoruz ama onu da bulamıyoruz.
Şehir merkezinde bir Türk lokantasına oturuyoruz ama gelen yemeğin yarısını yiyebiliyoruz. Ancak bu kadar kötü olabilirdi. Hesabı ödeyip kamp alanına yürümeye başlıyoruz. Şehri terk etmeden önce alışveriş yapmak için markete giriyoruz. Akşam içmek için oldukça ucuz ama kaliteli şaraplardan alıyoruz.Bir de Nil’in Almanya’ da geçirdiği küçüklüğünden hatırladığı ‘Arap Öpücüğü’ tatlısından alıyoruz 😀 Mutlaka tatmamız gerektiğini düşünüyor, aslında kendisi çok özlemiş tabii…
Ardından yaya olarak yolumuza devam ediyoruz. Muhabbet o kadar güzel ki 4 km nasıl yürüdük anlayamadık. Kamp alanına ulaşıp, şarabımızı içmek için kuru bir yer bakınıyoruz. Nihayet öyle yada böyle yolun hemen yanında bir yer bulup çöküyoruz. Gelen gidenlerin garip bakışları altında şarabımızı son damlasına kadar yudumluyoruz. 🙂 Nil’in Arap Öpücüğü bildiğimiz Eti Puff un başka versiyonu. Nerdeyse tamamına yakınını kendi yiyor zaten 🙂
Bu sırada birkaç genç, çadırlarının yerini değiştirmek için koskoca kurulmuş çadırı sürüyerek yanımızdan geçiyorlar. Üstelik eşyaları içinden almaya üşenmişler zorla bir yerden bir yere götürürlerken bi de bize gülüyorlar, komik göründüklerini anlamış olmalılar 😀
Geç bir vakitte çadırımıza gidip uykuya dalıyoruz.
Tur Verileri;
Toplam Km: 60.0 km | Toplam Sürüş Süresi: 03:49:28
Max. Hız: 48.2 km/h | Ort. Hız: 15.7 km/h
Max. Sıcaklık: 32,0 c° | Ort. Sıcaklık: 22,0 c°
Toplam Yükselme: 395 m | Yakılan Kalori: 1344 cal
Bregenz – Friedrichshafen Güzergâh ve Yükselti Haritası;
Sevgilerimle…