15 Haziran 2018
2018 yılının Ramazan Bayramını üç arkadaş bisiklet üzerinde geçirmek için düşüyoruz yollara. Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine misali Muğla’dan Kütahya’ya doğru yola çıkıyoruz. Amacımız Kütahya’ya gidip, oranın ilçelerini gezmek. Üç günlük planladığımız turumuzu hava koşulları sebebiyle ikinci gün sonunda noktalıyoruz tabii.
Kütahya’ya bir gün önce gelip otele yerleşmiştik. Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıkmak için bisikletlerimizi hazırlamaya koyuluyoruz. Saat 8.30 gibi yola çıkmaya hazır hale geliyoruz ve pedallarımızı Gediz istikametinde çevirmeye başlıyoruz. Kütahya şehir merkezini bir süre sonra geride bırakıyoruz ve Afyonkarahisar yönünde Gediz kavşağına kadar gidiyoruz. Buraya kadar Kütahya çıkışı dışında hiç durmuyoruz bile.
Yarım saat sonra Çavdarhisar, Gediz kavşağına geliyoruz. Buradan sonra Afyonkarahisar yoluna göre trafiğin biraz daha azalacağını düşünüyorum. Ki keza öyle de oluyor. Geniş ve kaymak asfalt yolda keyifle üç arkadaş pedal çeviriyoruz. Artık turumuza iyice adapte olduk, hepimizin keyfi yerinde ve her geçen kilometrenin heyecanını yaşıyoruz.
Kavşaktan ayrıldıktan 10-15 dakika sonra arkamızdan bir bisikletçi yaklaşıyor. Yanımıza geldiğinde yol bisikleti ile spor yapan Serdar ile tanışıyoruz. Gelinkaya köyüne kadar muhabbet ederek pedal çeviriyoruz. Her geçen kilometrede Serdar hocamızı daha iyi tanıyoruz.
Burası bir tırmanış ama çok dik olmadığı için orta hızda ilerleyebiliyoruz. Bisikletlerimiz yüklü olduğu için Serdar Hocayı fazla tutmak istemiyoruz ama kendisi sağolsun bize eşlik etmeyi tercih ediyor.
Yola çıkalı bir saat olmuştu ki Gelinkaya köyünde ilk molamızı veriyoruz. Güzel bir çeşme başında durup sularımızı tazeliyoruz. Bu sırada bayramın ilk günü olduğu için aile ve arkadaşlarımızı arayarak bayramlaşıyoruz. Her molada birkaç kişiyi arayıp konuşmak üzere arkadaşlarımızla sözleşiyoruz. Bir mola da herkesi aramaya kalkarsak yola devam edemeyiz. ?
Bu köyden hareket etmeden önce Serdar hoca ile vedalaşıyoruz ve tırmanışa kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Tabela da Çavdarhisar’ı gösteriyor ama biz ilk olarak Aslanapa ilçesini ziyaret edeceğiz. Bu ilçe anayoldan biraz içeride kaldığı için tabelaya ismini yazmamışlar.
Tur genelinde rampalarda aramızda hiç konuşulmayan kural devreye giriyor. Herkes kendi temposunda tırmanışını yapıyor ve zirveye ilk ulaşan arkadan gelen diğer arkadaşlarını bekliyor. Bu çok güzel bir olay. Çünkü kendi tempon dışında rampa çıkmak gerçekten olduğundan daha fazla yoruyor. Zirvede buluştuktan sonra hep birlikte inişe geçiliyor.
Uzun ama çok dik olmayan tırmanışın ardından güzel bir inişle Aslanapa kavşağına ulaşıyoruz. İlçeye bakıldığında görülmesi gereken herhangi bir yeri, bir özelliği yok ama oraya da ulaşmış olmak için giriyoruz.
Oldukça küçük olan ilçenin merkezine ulaşınca durup çay içebileceğimiz bir yer bakıyoruz. Çok geçmeden bir kahve görüyoruz ve gidip hemen kendimize çay ısmarlıyoruz. Kahveye oturmadan önce orada bulunanlarla bayramlaşmayı ihmal etmiyoruz tabii.
Oturduğumuz kahvenin manzarası ise ilçenin saatli kulesi oluyor.
Burada bir süre vakit geçirdikten sonra bir sonraki ilçeye gitmek üzere harekete geçiyoruz. Neyseki ilçeye girdiğimiz yoldan değil, daha kısa bir yoldan Çavdarhisar yoluna bağlanıyoruz. Buraya gelirken nüfus tabelasını görmemek beni üzmüştü. Koleksiyonuma bir parça daha eklemek istiyordum. Maalesef olmadı diye üzülürken ilçe çıkışında ters yönde tabelayı buluyoruz. Buluyoruz bulmasına ama bu nasıl ilçe tabelası anlamış değilim. Köye mi geldik ilçeye mi bilemedim. Bir an buranın ilçelik statüsü değişti mi diye bile düşünmedim değil. Bakınız Aslanapa Kaymakamlığı. ?
Aslanapa’yı geride bıraktıktan sonra asılıyoruz pedallara ve Çavdarhisar’a kadar durmadan pedal çeviriyoruz. Aslında karnımız acıktı ama yemek yiyecek uygun bir yer bulamadık. Çavdarhisar ilçe merkezi Aslanapa’yı aratmıyor. Yine burada ilçenin giriş tabelasını göremiyoruz, ilçe merkezi bir inşaat şantiyesini andırıyor. Her yerde bir çalışma var ve toz toprak içinde. Burada görmemiz gereken Aizanoi antik şehri var. Yıllar önce Atlas dergisinde burayı okumuştum ve hep merak ederdim. İlçe merkezinden antik kentin olduğu yere çeviriyoruz gidonumuzu. Çok geçmeden ulaşıyoruz.
İlk olarak karşımıza borsa çıkıyor. Burası dünyanın ilk borsası olma özelliğine sahip. Burayı dolaştıktan sonra antik kentin olduğu bölgeye gideceğiz.
Aizanoi, Kütahya ile merkezine 85 km uzaklıkta, Çavdarhisar ilçesinde bulunuyor. Aizanoi kültürel yapısıyla sanat çevreleri tarafından ikinci Efes olarak bahsedilmekteymiş. Kentte bulunan Zeus tapınağı oldukça iyi korunmuş durumda.
Biz antik şehri gezerken bisikletlerimizde güvenlik görevlilerinin olduğu bölgede dinleniyor.
Burada bir süre vakit geçirdikten sonra acıkan karnımızı doyurmak üzere artık yola çıkıp bir yerler bulmak istiyoruz.
Çavdarhisar ilçe merkezinde yemek için herhangi bir yer bulamıyoruz. Bayramın ilk günü olduğu için heryer kapalı. Bizde daha fazla vakit kaybetmeden yolumuza devam ediyoruz belki yol üzerinde bir yerler bulabiliriz umuduyla.
Epey bir süre pedal çeviriyoruz ama ne çare ki hala karnımız aç ve bir yer bulamadık. Muhakkak bir yer buluruz edasıyla hiç hazırlıkta yapmamıştık. Biraz daha ilerledikten sonra yolun iki yakasına yayılmış köy karşımıza çıkıyor. Hemen köy içine girip bir evin önünde bulunan insanlara market ya da yemek yiyebileceğimiz bir yerlerin olup olmadığını soruyoruz. Biraz ileride Yunuslar köyü civarından yol üzerinde bir tesis olduğundan bahsediyorlar.
Bu haberden sonra daha bir güçlü asılıyoruz pedallara ve çok geçmeden bahsedilen tesise ulaşıyoruz. Menemen, yumurta, sucuklu yumurta ve kavurma menüsünden canımızın istediği doğrultuda siparişimizi veriyoruz.
Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra üzerine iki bardak çay içiyoruz. Elimize, yüzümüze can geldi. Artık yolumuza devam edebiliriz. Karnımız tok, sırtımız pek. ?
Saatimiz 16.00’ya yaklaşıyor ve Gediz’e 15 km yolumuz kalmış. Bugün Gediz dolaylarında kalmak istiyoruz. Çadır kuracak uygun bir yer bulabilirsek tabii. Bu arada bir gözümüz de sürekli hava raporunda. Her an yağmur yağabilir, bulutlar yavaştan toplanmaya başlıyor.
Yine bir zirvede toplanmak için arkadaşlarımı bekliyorum. İlk gelen Nurettin oluyor. Hemen arkasından ise Fatih geliyor. Ardından Gediz’e kadar sürecek olan inişe başlıyoruz.
İniş o kadar hızlı oluyor ki çok geçmeden Gediz ilçesine giriş yapıyoruz. Burası bugün geçtiğimiz iki ilçeden de çok daha büyük bir yer. O nedenle imkanlar bizim için daha fazla.
İlk olarak ilçe merkezine giriyoruz. Biraz soluklanmak için bir yer bakıyoruz ama bayram olayı burada da bizi ortada bırakıyor. Çoğu yer kapalı ve bizde kapalı bir kafenin bahçesinde marketten aldığımız maden sularını içiyoruz.
Maden sularını içerken akşam planını yapmaya çalışıyoruz. İlçeyi çıkıp çadır için uygun bir yer bulup orada kalmayı kararlaştırıyoruz. Karnımız çok aç değil ama yine de akşam yemek için bir şeyler alıyoruz. Yanına da birkaç içecek tabii. ?
İlçeye girdiğimizden bu yana Nurettin karpuz alalım diye ısrar ediyor. Ama büyük bir karpuzu alsak hepsini yiyemeyiz, alıp kampa götürelim desek kimse taşımaktan yana değil. Maalesef ki Nurettin’in bu isteği hava da kalıyor. Rotamız üstünde daha uygun bir yerde belki buluruz ve hep birlikte yeriz.
Gediz’i çıktıktan 12 km sonra Uşak – Simav kavşağında orman içine girerek bulduğumuz güzel bir yere çadırlarımızı kurmaya karar veriyoruz. Anayoldan 50 – 60 metre kadar içerideyiz. Yoldan görünmüyoruz ve bize özel bir alanda olduğumuz için keyfimiz yerinde.
Daha fazla gecikmeden saat 18.00 gibi çadırlarımızı kuruyoruz. Üstlerimizi değiştirip çadırlarımızın başında oturup aldığımız içeceklerimizi yudumluyoruz.
Biz keyifle vakit geçirirken uzaklardan gelen şimşek sesleri kulaklarımızı tırmalıyor. Bir süre o sesleri dinleyerek muhabbetimize devam ediyoruz.
Tabii korkulan oluyor ve bir süre sonra yağmur damlaları üzerimize düşmeye başlıyor. Saat 19.00 civarı mecburen çadırlarımıza sığınıyoruz. Yağmur dinerse tekrar çıkıp muhabbetimizi kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama o hiç olmuyor, yağmur aynı yavaşlığıyla yağmaya devam ediyor ve bizde çadırlarımızdan çıkamıyoruz.
Bir süre sonra çadırda kendi kendimize vakit geçirmeye çalışıyoruz, hatta sızarak uykuya dalıyoruz bile. Ama gece o kadar kolay geçmeyecek benim için. Uzaklardan duyduğumuz şimşek sesleri artık iyice yakınımıza geliyor. Çadırım her aydınlandığında içimden saniyeleri sayıyorum. Bir, iki, üç, dört, beş ve gök gürlüyor… Heh tamam korkulacak bir şey yok diyerek kendimi sakinleştiriyorum. Ama çok geçmeden ışık parlamasıyla gök gürültüsünü aynı anda duyunca çadır içinde olduğum yerde zıplıyorum. O kadar güçlü bir ses çıkıyor ki korkmamak elde değil. Her an yıldırım üzerimize düşecek korkusuyla sabaha kadar neredeyse hiç uyumuyorum. Bir an önce sabah olsunda bu işkence bitsin istiyorum…
Kütahya, Aslanapa, Çavdarhisar, Gediz Güzergâh ve Yükselti Haritası…